CREAZIONE DI ADAMO’YU ANLAMAK

Michelangelo’nun ‘Tanrı’nın Şarj Edilişi’ni gösterdiği Adem’in Yaratılışı freskini okuma karnavalına biz de katıldık:

Meleklerin kan ter içinde taşıdığı tanrı yaşlıdır, yorgundur ve sefillik derecesinde bitkindir. Gözle görülür bir telaş içinde Adem’in gençliğinden, enerjisinden, tazeliğinden medet ummaktadır. Adem de “seni mi kıracağım babacığım,” modunda gayet lütufkar bir tavırla kolunu uzatmış, hatta bunu bile yaparken keyfini ve sere serpe istifini bozmadan dirseğini dizine dayayarak, kerhen parmağını kaldırmıştır. Temsili Tanrı’nın parmağındaki ısrar yalvaran bir hastayı, meleklerin gözlerindeki panik de yoğun bakım ünitesinde çırpınan hemşireleri andırmaktadır.

Adem’in saflığı, temizliği ve iyi niyeti yüzündeki ifadeden açıkça yansımaktayken, rüşvet olarak Havva’yı da kucaklamış Tanrı’nın agresyonu göz bebeklerinde adeta çığlık atmaktadır. Ayrıca, bütün melekelerin debelene debelene sürüklediği Tanrı, vücudundaki atletik yapıyı, bu anlamda gençlik imitasyonunu daha önce deşarj ettiği Adem’lerden toplamıştır. Lakin yüzünün gençlik kazanması imkansızdır. Çünkü Tanrı’nın sırrı yüzündedir ve bu sır faş edilemez, yorumlanamaz ve ‘yorumlanması teklif dahi edilemez’ hükmündedir.

Her çağda varlığını Adem’lerle besleyen Tanrı, kendisini taşıyan melekleri de kuşatan kızıllığa bakıldığında cehennemi bir iştahla sürekli yeryüzü planetini döllemekte, olgunlaşınca meyvesini tüketmektedir. Öte yandan yeşil kaşkollu melek de ne kadar acımasız olsa da Tanrı’nın cennetteki velayetini temsil etmektedir. Hakeza en zor pozisyon da yeşil kaşkollu ‘Cennet Meleği’ne atfedilmiştir.

Resmin odağında yer almasa da Adem’in dipdiri bacağının hemen altındaki kurumaya yüz tutmuş kol, Michelangelo’nun seyredene verdiği bir başka dehşetengiz ipucudur.. Zira o kol, ana kadrajın dışına bakmamızı isteyen önemli bir yönerge olup bir anlamda diskalifiye edilmiş önceki çağın Adem’ine ait bir koldur. O Adem ki babasını şarj edip fonksiyonunu tamamladığı için artık ölüme terk edilmiştir… Hemen karşısında ters dönmüş şeytan da belli ki Tanrı’nın sesini soluğunu kesmesi için cezalandırdığı zavallı bir mahkumdur.

Bütün bu kompozisyonu, yine Adem’in hemen üstünde yer alan ve vahşet dolu trajediye tanık olmamak için başını çevirmiş, hatta edebinden kızarmış bir meleğin ürkekliği ile Tanrı’nın hemen üzerinde konumlandırılmış ve olan biteni kaygıyla takip eden çaresiz başka bir melek tamamlamaktadır. işte bu iki melek sessiz itirazları ve hüsranlarıyla, Tanrı’nın yandaş meleklerinden kopmuş görünmektedir.

Geniş açıdan baktığımızda, üçe bölünmüş bu muazzam çalışmanın alt parçasında yer alan tükenmiş adem ve cezalandırılmış şeytan, Yeryüzü Krallığı’nın bilinçaltına sürgün edilmiş korkular ve kayıplar mahzenini işaret ederken; üst parçadaki pasif melekler de yine Yeryüzü Krallığı’nın bilinç üstüne fırlatılmış vicdani unsurlar evrenini gösteriyor olmalıdır.

Creazione di Adamo, Michelangelo’nun ontolojik yorumlaması sayılabileceği gibi kanaatimce kilisenin tanımladığı Kanrı tasvirine yönelik hınzır mı hınzır bir göndermedir.

Yüzyıllardır yeryüzüne zulmeden kilisenin kurguladığı ve dayattığı ‘öteki tanrı’/’korkulan tanrı’/’cezalandıran tanrı’/’hükmeden tanrı’ kalıpları bu resimle birlikte ipliği pazara çıkarılmış, haniyse kendini bile taşımaktan aciz Yaratıcı’nın itibarını yerle yeksan etmiştir. Belki de Michelangelo, dikte edilmiş Tanrı inancını zerafet ve estetik dolu eseriyle önce detaylarda gizlediği, ardından da resmin tamamını titreştiren asıl manasını ironik bir imzaya dönüştürmüştür. Bir taraftan da öylesine küstah bir imzadır ki bu, Tanrı’nın yüzünde gördüğümüz Michelangelo’nun bizzat sakallı siması da ressamın kiliseye verdiği ağır bir ayardan başka bir şey değildir:

“Senin Tanrı diye bana dayattığın bu kifayetsiz varlık, iki fırça darbemle yerine geçebileceğim sahtelikte ve taklittedir. Senin iman diye bütün hücrelerime zerk etmeye çalıştığın ölümcül bağlantı ise, gerçek Yaradan’la hiç bir ilintisi olmayan papaların zorba iktidar sembolizmasıdır. Ve ben Michelangelo, senin oyununu kendi ellerimle böyle bozuyorum.. Şapel’in tavanındaki bu ölümsüz başkaldırım, asırlar boyunca başının üstünde taşımak zorunda kalacağın rezilliğinin sergilenmesidir… Sen ki Hazreti İsa’nın başına dikenli tacı layık görmüş bir neslin devamısın, ben de senin alnını sahici renklerimle mühürlüyorum. İsterim ki zamanı geldiğinde resmimi okumaya çalışan bütün gözler, temas etmek üzere olan ama asla temas etmesine izin vermediğim parmaklara bakarken, kimin neye parmak salladığı gerçeğini artık idrak etmiş olsun… Kuşkusuz görme gücü, hakikati arayanların er geç kavuşacağı kutsal bir armağandır… Müjdeler olsun…”

 

Okan VAROL

Okan Varol sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin